Bana uyacak bir marilyn monroe resmi yok! Yettiği kadar


28 Şubat 2011 Pazartesi

Bir sorun var, Anlamadım

Evet buraya kadar ilerlemiş olmam bile beni sevindiriyor suanda. Son bi kaç gündür bloguma ulaşamıyor olmak beni fena halde sinirlendiriyordu. Hala Blog sayfama ulaşamadım, anca kumanda paneli. Haliyle ders kitapları dışında okumaya zaman ayırabildiğim blog yazarlarını takip edemiyor olmak, hayatımda eksiklik yaratmadı değil. Meğer ben ne kadar bağlanmışım blog olayına. Hala kendime kızıyorum, yazılarımı bilgisayarımda saklamadığım için, eğer sorunu çözemessem oturup hüngür hüngür ağlayabilirim.Neyse..

Bazı uzak var insanlar var bize. 2-3 kelime konuşup yanlarından geçip gittiğimiz. Bizde daha fazlası değiliz onlar için. Kötü bir şey olarak söylemiyorum bunu. Herkes yapmış çevresini artık. Düzenini kurmuş. Mezun olduktan sonra görüşecekleri insanlar belli. Güya tabi. Herkes benim olduğum kadar şanslı olmayabilir. Ben bilemem. Sonra bir şey oluyor, bu uzak insanlardan biri, size kendini yakın hissettiğini söylüyor. Kendini paylaşıyor. En önemlisi, çevrenizde kimsenin sizi önemsemediği bir konuda, sizin fikrinizi soruyor. İsmi bende saklı. Benle paylaştığı satırlar, kendi satırlarımdan daha önemli benim için. Benim hakkımda o kadar çok kötü düşünen insan olmasına, çeşitli çirkin sıfatları bana yakıştırmalarına, ve beni ciddiye almamalarına rağmen, kendime bu kadar özel hissettirilmeyi hakedicek ne yaptığımı soruyorum, 24 saati aşan bir zamandır. Ve evet hepimiz birbirimizin yüzüne gülüp arkasından konuşmaya çok alıştık, bu insanların varlığından haberdarım. Ben ne yapsam da, insanlar çamur atmaktan vazgeçmeyecekler. Zaten ben hiç bir zaman insanların benim hakkımda ne düşündüğünü kafama takmadım. Çünkü ne yaparsanız yapın bu Dünya'da Meryem Ana'ya bile çamur atabilcek insanlar var.

Düşünüyorum ben hala o satırları. Bazen, kendimizi olabildiğince yalnız hissederiz. Kimse anlamıyor, kimse bizim yaşadıklarımızı yaşamıyor sanıyoruz. Dostlarımızla farklılıklarımızı düşünüyoruz. Sonra bir şey oluyor, ve insanların aslında ne kadar benzer olduğunu farkediyoruz. O satırları ben yazmadım ama, o satırlardaki duyguları yaşadığım zamanlar vardı benimde. Sanki tekrardan nefes almayı başaramayacağımı düşündüğüm zamanlar. Kendimi çaresiz hissettiğim zamanlar vardı. İnsanlar bizim onlara izin verdiğimiz kadar bizi üzebilirler. Öğrendim. Yine de uygulayamadığım zamanlar, saçma bir kelime yüzünden sabahlara kadar ağladığım geceler de oluyor. Ben bir tek kendimin bu kadar çok etkilendiğini sanırdım. Çünkü çevremdeki herkes 'Boşwer' 'Unutursun' 'Üzüldüğün şeye bak' tarzında cümleler kurdular destek kurmak adına. Bir kişi bile çıkıp bana demedi, 'Ağla ölene kadar ağla, at içinden, kendini duvarlara çarp, atlatmana yardım edecekse çıkma o yataktan aylar boyunca' demedi. Benim üzüldüğüm kadar kimse üzülmez, benim sevdiğim kadar kimse sevmez diye düşündüm hep. Herkes çok güçlü çünkü. Herkes kendi dünyasında birer Tanrı/Tanrıça. Kimse sarsamaz onları. Bütün acılarını unutur insanlar 1 saat, 1 gün içinde. Kimse benim kadar saplanıp kalmaz geçmişine. Sandım.

Ben hiç kimseyim aslında uzun zamandır. Şikayet etmekten başka bir şey yapmayan, işe yaramayan, ilgisi olması gereken şeylere kafa bile yormayan, tek derdi para harcamak ve eğlenmek olarak gözüken bir tüketiciyim sadece. Kendimi kanıtladığım, elle tutulur bir başarısı olmayan. Eski başarıları çoktan zaman aşımına uğrayıp solmuş olan biriyim. Vasfım pek yok. Bu kadarım ben bu aralar. Kendine güveni sıfır olan bir hiç kimse.

Okur mu okumaz mı bu yazıyı bilmiyorum. İki durumda da ben teşekkür ederim kendisine. Yaptığı hiç önemli değildi belki ona göre. Sadece paylaşmak istemişti belki de onun hayatının ayrıntılarını bilmeyen biriyle. Her zaman en kolay tanımadıklarımıza anlatırız çünkü sırlarımız. Butun bu takma isimlerin nedeni de bu zaten. Ama kendimi önemli hissettirdi. Bir 10 dakikalığına kendimi bir şey olarak hissettim, hiç bir şey yerine. Çok teşekkür ederim beklenmeyen bu yakınlık, tanıdıklık, samimiyet için. Umarım herkes istediklerine ve dilediklerine ulaşır. İlla optimist olmaya gerek yok, 'Hayırlısı' diyip, yoluna devam eden pesimistlerden de olabiliriz. Bir de resimki, umut versin diye.

Ps: Blogumdan uzak kalınca yine paslanmışım, cümlelerimin çoğu birbirini tamamlamayan bir anlam karmaşası yaratmakta. Kusura bakmayın artık.

5 yorum:

Hero of Darkroom dedi ki...

pek içten pek bi güzel olmuş...
insanlar yakınlığın mesafeden olduğunu sanıyorlar ve unutmuşlar beden yalancıdır ruh dürüst..
en uzun mesafe iki insan arasındadır ...
seni bu hoş dostluğuyla mutlu eden insanada saygılar olsunn

funda (İçsel Konuşmanın Dışa Vurumu) dedi ki...

Teselli ederken hep boşver deriz ama asıl kendimiz boşveremeyiz. Bende özellikle bu şehirde çoğu zaman bir hiçmişim gibi hissediyorum ama emin ol öyle değil:)
Böyle hissetmene sevindim, paylaşımlar hep mutluluk versin ne güzel :)

Alfredo Eke RAINER dedi ki...

Kim o insan, söyle benle de irtibata geçsin..=)

salih dedi ki...

biz sizi dinliyoruz ve seviyoruz ki seni Allah En mükemmel surette Halketti .Tam anlamıyla tasarım harikası.Eşref-i Mahlukatsınız.
s.dilek60@gmail.com size herzaman dinlemeye hazır

FiRSTe dedi ki...

tesekkur ederim söyledikleriniz için fakat yeni blogum www.senondengitbengeliyorum.com
Ordan devam ediorum yazmaya