Bana uyacak bir marilyn monroe resmi yok! Yettiği kadar


25 Şubat 2011 Cuma

En yakınımızdakiler..

Monoton olan hayatlarımız ne kadar da olağandışı aslında. En yakınımızdakiler en çok sevdiklerimizdir her zaman. Annemizle kavga etsek, ilk fırsatta ona gider sarılırız, unutur söylediklerimizi hemen açar kollarını. Babamızla tartışsak, tökezlediğimizde, işin içinden çıkamadığımızda hemen gidip ona danışırız. Unutur bütün nankörlüklerimizi. Akıl verir, 'Ne halin varsa gör 1 saat önce çok biliyodun hayatı, kendin çık işin içinden' demez.

Sonra arkadaşlarımız vardır. En sevdiklerimizden. En yakınımıza alırız onlarıda. Aile sayarız bir nevi. Annemizin, babamızın bilmediği ayrıntıları fısıldarız usulca hiç çekinmeden. Sonra kafamız atar bazı şeylere. İnsan hep en çok en yakınındakiler saldırır ilk önce. Çünkü bilir, en çok sevdiklerimiz terketmez bizi. Bu düşünceden cesaretleniriz. En ufak hatalarını, asıl kafamızı bozan şeyi çözemediğimizden, büyütür büyütürüz içimizde. Hıncımızı onlardan çıkarmaya çalışırız. Kırılmazlar bize biliriz. Kişisel algılamazlar. Ailemiz nasıl bizi terketmiyorsa, onlarda terketmez biliriz. Gerçek dostluklarımızın, en büyük sınavıdır o dönemler. Açıklasınlar istemeyiz büyüttüğümüz hatalarını. Mantıklı ya da mantıksız ne neden varsa ortada, dinlemeyiz. Tıkarız kulaklarımızı.

Fakat bazen, öyle bir an gelirki, amacını aşan cümleler kurarız. Biz anlamak istemeyiz o zamanlarda onları. Onlar bizi anlasın isteriz. Biz anlamak istemeyiz aslında onları o sırada ne kadar kırıyor olduğumuzu. Bir cümlemizi bile sabaha kadar düşüneceklerini, bizim gel-gitlerimizin onların kafalarında ne kadar dönüp dolaştığını anlamak istemeyiz. Anlasınlar isteriz hep saldırılarımızın nedenlerini. Mantıksız olsak bile görsünler neler olduğunu. Olmadık şeyler söyleriz, haksız suçlamalarda bulunuruz. Ailemize yaptığımız nankörlüğün başka bir versiyonu olur bu tepkilerimiz.

Ama insanoğlu telepatik değil daha gelişen teknolojiye rağmen. Zaten zaman ne kadar ilerlerse ilerlesin, insan ilişkilerinde teknoloji söz konusu değil. 500 sene önce insanlar neden kavga ediyorsa, bizde şimdi aynı nedenlerden tartışıyoruz çevremizdekilerle. İnsanlar birbirlerini 500 sene önce nasıl seviyorsa, bizde öyle seviyoruz 21. yüzyılda hala. Erkekler hala çiçek alıyor sevdiğine. Kadınlar hala kıskanıyor erkeklerini, diğer kadınlardan. Hala seviyor/sevmiyor oyunu oynuoruz. Kırlar yerine beton binalar arasında. Sadece yaşadığımız yerler, kullandığımız aletler değişiyor. İnsanoğlu duyguları hep aynı kalıyor.

Lakin, en sevdiklerimizi kırdığımız her an hem bizden hem onlardan bir şeyler kaybediyoruz aslında. Edilen sözler öyle kolay unutulmuyor çoğu zaman. Biz öyleymiş gibi davranıyoruz. Yeri geliyor aynı kandan gelen kardeşler bile küsüyor. Hayat işte, her şey mümkün aslında. Bozulmaz dediğimiz arkadaşlıklar bile o kadar kırılganki. Hem bir insanı kaybetmek, aslında bir mum söndürmek kadar kolay. Hırsımızdan farkedemiyoruz. 'Püf de' geçsin.

Kim bilir kaç insanı istemeden kırdım ben bu hayatta. Bazılarını hala farketmemiş olabilirim ve benimde dostluklarımda, aşk hayatında o kadar çok kırıldığım an olduki. Hepsi yanıma kalan kar olarak bakmayı da öğrendim üstelik. İnsanlar istemeden kırmış olsa da, bazı cümleler varki insanın hayatında iz bırakıyor. Mesela eski bir erkek arkadasım bundan tam 9 sene önce 'Seni artık kardeşim gibi seviyorum' demişti. 2 gün sonrada bana olan aşkından bahsetmeye başlamıştı. O cümle çok yaralamıştı beni. İçimdeki bütün duyguları yok etmişti. Bitmişti yani. Olmamıştı yeniden. Olamazdı. Çünkü sınırını çokca aşmıştı.

Biraz önce de bir cümle duydum benimle ilgili. Üstelik bana bile söylenmemiş. Başka bir arkadaşımla sorunu olan başka bir arkadaşım hıncını alamayıp gayet alakasız olarak 'Firstee de beni sadece işi düşünce arasın başka zaman aramasın' demiş. Nasıl kırıldığımı, ne kadar incindiğimi anlatamam şu anda. Üstelik bunu diyen insan, 'İstediğin zamana aramadan gel, nerde olduğumu biliyorsun (genellikle ev hep ev hemde), başımın üstünde yerin var, benim olan senindir' dediğim bir insan. Hayatımın nasıl geçtiğini, benim neler yaptığımı, nelerle mücadele ettiğimi, saçma sapan bir muhabbet yaparken kafamda neler olup bittiğini, gülerken bir anda ağlamaya başladığımı, sosyal olarak bu aralar problemli olduğumu bilen en iyi insanlardan birisi. Ve kişisel algılamıyorum. Söylerken 1 sn. bile durup düşünmediğini biliyorum. Kafasında sinir krizi geçirmesine sebep olacak kesin başka bir şey vardır diyorum. Ama yine de kendimi alamıyorum, acaba bunu düşündürtecek ne yaptım diye. Acaba bu izlenimi nasıl yarattım? Sadece hıncını çıkartmak için saldırdığını biliyorum, ama yine de diyorum. İnsan ne kadar sinirli, kırgın, asabi, isyankar olursa olsun hiç düşünmediği, aklının ucundan geçmeyen bir şey söylemez. Yapamaz yani. Aklında hiç olmayan bir şey, en sinirli olduğunda anda insanın aklına gelmez. Mutlaka bunu düşündürten bir şey olmuştur. Ama ne? Ben ne yapmış olabilirim?
Hatta ben ne yaptımda bu cümleyi hakettim? Haketmedim, başka bir arkadaşımda ona söylenen şeyleri haketmedi bu gece. Maruz kaldığı davranışı haketmedi. Bana göre tabi bu. Bazı insanlar için arkadaşlığı bitirme sebebi olabilir. Tanıyamıyorum artık insanları. Her şey mümkün diyorum.

Hem ne kadar kolay insanları kaybetmek, mum üfler gibi. 'Püf de' geçsin. O mum söndürülür, ve biz karanlıkta beraber kalırız. Peki karanlıkta kalıp, yanındakilerin varlığıyla korkmuyorsan eğer, ne gerek var en yakınındakileri bu kadar üzmeye ve kırmaya?
Kavga ederiz, püf deriz, her yer karanlık olur, ışıklar geldiğinde yine sarılırız. Ama madem böyle olacak, o zaman ne gerek var?

1 yorum:

Dicle dedi ki...

Bu yazına yorum yapmadan geçemiyeceğim zira çok benzer şeyler yaşadım(:Bundan 1 sene önce çok yakın bir arkadaşımla aynı durumları yaşadık.Ve ben o kadar kırıldım ki bütün bağları kopardım çünkü artık olamazdı.O hatalıydı ama gelip benle konuşmadı bu durumu. Bir özür dahi dilemedi.Daha dün yanıma gelip konuştu ağladı özür diledi ve bu küslük bitsin dedi.Aradan 1 sene geçtikten sonra.. Ben kin tutabilen bir insan değilim, kıyamam sevdiklerime.Tamam dedim tamam ama hiçbirşey eskisi gibi olamaz.Bu olaydan çıkardığım sonuç da şu: ne olursa olsun oturup konuşmak.Bir özür bazen birşeyleri değiştirebilir ya da eğer sağlam bir dostluksa çaba.Sadece onu sevmek yetmiyor.Konuşmakta ve birbirinizi gerçekten anlamakta mesele.Biz bunu yapamadık.Siz yapın..

sevgiler:)