Bana uyacak bir marilyn monroe resmi yok! Yettiği kadar


14 Şubat 2011 Pazartesi

Beklenmeyen

Evet sabahki giderlerimi bir bir yutmam lazım sanırım an itibariyle. Bugun den hiç bir şey beklemezken, çeşitli süprizler, ve benim elimde patlamayan süprizlerin sahibine verilebilmiş olması, hmmm şeyyy neydii, aslında mutlu ediomuş. Galiba, sanırım. Yok yok hakkaten öyle.

Şimdi günümün nasıl başladığını biliyorsunuz zaten. Eski bir kazak, biraz makyaj falan bildiğiniz kısmı. Sizin bilmediğiniz, butun gün deli danalar gibi ortalıkta saldıracak insan aramak, Nesquik kendini kötü hissetmesin die asla ama asla ona bu duygu gel-gitlerini belli etmememek, sacma sapan ders programım yüzünden saatlerce aynı bankın üstünde oturup 1 paket sigara bitirmek, insanların gidip gelmesi benim olduğum yerde sabit kalmam, bugunden bir şey beklememek, Sevgililer gününe bok atanlara bok atmak istemek ama yapılan hazırlıklara rağmen kutla(ya)mayacağını bilmek(iş toplantısı/yemeği var çocugun aaaaa) ve bu yüzden Sevgililer gününe de bok atmak istemek,sevgliler günüyle ilgili naptıklarını/napacaklarını saniye saniye twitterda paylaşanlara kafa göz dalmak istemek (Ben bir haftadır hazırlanıodum bir tweet bile yazmadım görgüsüzler) ...vs vs vs.

Sonra bir telefon, günüm aydınlandı.Önce aydınlandı sonra biraz korku hali sardı dört bir yanımı. Eve gelen çeşit çeşit hediyeyi babamın teslim almış olması (ki kesinlikle sevgilim olduğu gerçeği babayla paylaşılmaz bizde), annemin panik halindeki telefonuyla tarafıma bildirildi. Neyseciğime ben böle ilk şoku atlattıktan sonra biraz rahatlamışken 2. telefonun gelmesi, bu sefer babamın gelen çiçekleri teslim almış olması ve her şeyden enteresanı benim 2 tane erkek arkadaşım olduğunu düşünüp benimle gurur duymasına kadar gidiyor bu hikaye. Butun bu telefon trafiğinden sonra, Nesquik'in araması işinin bittiğini söylemesi. Beraber Sevgililer Gününü kutlamak, artık yaştan mıdır, yoksa onunla beraber olduğum için midir bilmiyorum, sanki daha da bir anlamlıydı bu Sevgililer günü. Sanki ben bir liseli kız, sanki ilk aşkım ve sanki ben onunla evleneceğim gibi klişe düşünceler. Hani böyle bir anda gününüze ışık doğması. İşin ilginç yanı, ben Sevgililer Gununu hiç önemsemezdim bile. Genelde 'Uff aman kim uğraşıcak?' Ama sanırım, bazen karşımıza çıkan insan hala, ilk defa yaşamadığımız şeyleri ilk'imizmiş gibi yaşatabiliyormuş. Yeni bu duygu benim için. Uzun zaman sonra Heyecan, uzun zaman sonra aslında SON olan İLK. Sadece ikinizi saran havaifişekler..

Yani yazının özeti şöyleki, sabahki yazımı tamamen yutarak;

Bazen klişelerde, insanı mutlu, en mutlu edebiliyormuş.

Kliş Kanka

Klişelerden nefret ediyorum. Her sabah aynı uykusuzluk mesela. 15 saat uyusamda aynı 3 saat uyusamda. Pavlov'un köpeği misali, o alarm çalıyorsa, ben uykusuz oluorum. Nitekim alarm çalmadan 6 saatte de uykumu almış olarak uyanmışlığım vardır. Sıkıldım bu klişemden. Mesela bazen de ne giyersem giyim, kendimi 10 senelik boğazlı kazagımın içinde güzel gördüğüm kadar güzel göremiyorum. Bu önemli.
En güzel maskemi taktim az önce, üstümde eski bir kazakla. Saclarımı bile maskeledim. Parlak parlak takılara sahibim. Ve şuanda geç kalıorum günlük, benim için hiç bir anlamı olmayan işlere. Ha bir de bugun Sevgililer Gunuydu dimi? Yok ona saldırmayacağım şimdi. Belki akşama.

Ve bugun butun klişelere kafam girsin istiyorum.

12 Şubat 2011 Cumartesi

Ne? Efendim?

Şarkı

İnsanoglu ne salak lan! En başta ben. Yapılan butun hazırlıklar, hissedilen heycanlar. Aslında ne kadarda körüz. Olayları belli sebeplerden ne de güzel anlamak istediğimiz gibi anlıoruz. Hoş olmayan şeyleri hoşmuş gibi, manası olmayan şeyleri manası varmış gibi, aslında problem olmayan şeyleri problem gibi algılıoruz. Sırf duygularımızın körlüğünden.

Ne kadar hayalkırıklığına uğratacağımızı düşünmeden yaşıoruz hayatı. Kim neye ne kadar önem vermiş, kim ne için nası hazırlanmış, kim ne için ne kadar heycanlanmış düşünmeden. Hep bir bahane, hep bir mola. MANASI YOK! en nihayetinde.

Ah bu diyarda kimi yakmışlar haberin var mı koç?

MiM'ik Çizgi Film

Bir Mim'ik gelmiş bana Sevgili Deep'den, Hangi çizgi film karakteri olmak isterdiniz diye. Ben Küçük Deniz kızı olmak isterdim. Orjinal hikayesinden başka bir sürü versiyonu olmasına rağmen bana hep en güzel cizgi film gelmiştir o. Kral babasına boyun eğmemesi, peşindeki ona uygun görülen eşe aşık olmaması, bunun yerine bir insanoğluna aşık olması, bu isteğimin nedenlerinden. Ama tabiki bu söylediklerim çeşitli versiyonların karmasından oluşan nedenler. Olsun zaten pekte gerçekçi olmasına gerek yok. :)
Bu sevimli MiM'ik içinse teşekkür ederim.

10 Şubat 2011 Perşembe

Sevebilirim

Simler üflenebilir saclarıma çokca
Ve ben bir balık olabilirim akvaryumda
Sırtına tırmanabilirim birden
Ve atabilirim kendimi uçurumdan

Kırmızı bir elbiseyle karşında
Makyajsız durabilirim utanmadan
Topuklu ayakkabılarım
Ve çarpık bacaklarımla

Susabilirim kavga ederken
Ve gülebilirim canın yanarken
Bir papatya falı olabilirim aslında
Sen uzaklara daldığında

Bir yüzük takabilirim parmağıma
Ve kaybedebilirim onu duşta
Bir salıncağın üstünde
Ulaşabilirim göklere

Balonlar bağlayabilirim koluma
Ve patlatabilirim hepsini
Gülleri kurutup saklarım belki
Ve atabilirim sonra çöpe

Kelebek kadar olabilir ömrümüz
Yine de ismimi unutmazsın belki
Ya da çıkmayabilirim hayatından
Haberdar olmazsın gitmediğimden

Sürükleyebilirsin beni peşinden
Ve ben ters yöne koşabilirim
Kokum gelebilir burnuna
Uzansan da tutunamazsın

Yatağımın üstünde ağlayabilirim
Kaybettiğim gençliğime bakarak
Cıplakta olabilirim belki
Ve sadece saçımı okşa isteyebilirim

Kitap gibi okuyabilirim seni
Ve sadece bir cümleymiş gibi davranabilirim
Öldürebilirim seni duraksamadan
Sen beni öldürmeden

Gülüşümü giyebilirsin sende
Gözlerimdeki ışığı ödünç verebilirim belki
Gözyaşlarıma bile dokunabilirsin hatta
Simler üfleyebilirsin saçlarıma çokça

Ve ben, utanabilirim.
Ve ben, kaçabilirim.
Ve ben, unutabilirim.
Ama ben sevebilirim seni çokça

9 Şubat 2011 Çarşamba

AyLoOoo

Bir çok yazımın baş kahramanlardan AyLoo die bahsettiğim Sevgili Arkadaşımı, uzun uğraşlar sonucunda blog açmaya ikna edebildim. Ya da yazmaya belki de. Yanyana otururken ve ben Heroyla bir önceki postta paylaştığım şiiri yazarken, ortaya dökülen fikir, 'Hadi birbirimiz hakkında yazalım' oldu. Biraz liseli tribi evet fakat gerçek dostlarla olunca hiçte liseli gibi olmuyormuşun. Bu Post'ta, beni anlatmış Ayloo, kendi reklamımı yapmak için paylaşmıorum bunu, sizde onun yazdıklarına gününüzün 5 dakikasını ayırın diye paylaşıyorum. Ve başlıyorum.

Nasıl bir anda ayrı zaman geçiremez olduk pek hatırlamıyorum ben. Önemli de değil aslında bu saatten sonra. Arkadaşlığımızın daha yeni yeni başladığı dönemlerde, garipliklerimi gözlerini kocaman kocaman açıp anlamaya çalışan bir insandı sadece. Topik sanırım aramızdaki tampon bölgeydi. Benim uçarıkaçarılığımı ve Aylo'nun ciddiyetini dengeleyen. Bölümden tanıdığım bir isim bir simaydı önceleri. Hep biraz çekindiğim, zaman zaman korktuğum. Pek konuşma ihtiyacı hissetmediğim. Hem o kadar farklı gözüküyoruzki 'Nasıl anlaşacağız' düşüncesi yer etmiş bende. Hem bir de 'Niye anlaşalım.' Genellikle şaklabanlık peşinde koşarım ben. O tevaazu göstermez bu ciddiyetsiz tavırlara. Olmaz biz onunla bırakın arkadaş olmayı, yanyana bile gelemeyiz. Yer bitirir beni, parçalar. İşte böyle gözükür benim Aylo'm dışardan. Öyle herkes kolay kolay yaklaşamaz.

Okul dersler projeler ortak tanıdıklar derken bir bakmışız, her anımız beraber geçer olmuş. Pek yalnız kalmıyoruz ama yinede pek benimsememişiz. Zamanla, ki 'Zamanla' lafından hiç hoşlanmam, farklılıklarımız bizi yakınlaştırdı gitgide. AyLo, farklıdır kızlardan. Öyle onunla oturup makyajdı, alışverişti, saç-baştı konuşulmaz. Zaten anlatsanızda dinlemez, dinlemediğini gizlemez. Hatta sizi ezer, bi  laf söylerki allahınız şaşar. Ama sizi severse ya da sevebileceğini düşünürse, her şeyden önce samimiyetinize ve karakterinize güvenirse, 5 gün hangi çantayı hangi ayakkabıyla giyeceğinizden konuşun. Dinler. Yorum yapmaz belki ama dinler. Sizi değiştirmeye çalışmaz. Olduğunuz insan yüzünden sizi yargılamaz. Öyle bir derdi de yoktur zaten. Ama sizde onu olduğu gibi kabul edeceksiniz. Değiştirmeye çalışmayacaksınız. O size uyum sağlamak istiyorsa o anki ruh haliyle sağlar. He yok sağlamıyorsa, üstüne gitmeyeceksiniz.

Uyuzdur bizim Aylo, tam anlamıyla bir uyuz. Bazen deli eder sizi. Ölümüne saldırmak istersiniz. Sadece sizi terslemek istediği için tersler, gözlerini falan devirir. Ezer, laf sokar. Kelimelerinizi kıfayetsiz bırakır. Ve bundan keyif alır. Fakat bunu yapıyorsa eğer, kesinlikle başka ters giden bir şey olmuştur hayatında. Kesin kafasında dönüp duruyordur bir takım sorunlar. Üstünüze alınmayacaksınız. Soracaksınız ona 'Aylo hayrola yine dellendin noldu?' Siz 'Noldu?' diye sordunuz diye de anlatmaz. Anlatmak istiyorsa anlatır, o an anlatmak istemiyorsa, 5 gün sonra her şey yolundayken bir anda başlar konuşmaya. Bazen onu sinirlendirecek üzecek bir olay olmasına bile gerek yoktur hatta, sadece yataktan ters kalktığı içinde bu moda girmiş olabilir. Üstüne varmayacaksınız. Butun bunları, sizi en iç çemberine dahil ettiği için yapıyordur. Çünkü bilir, siz onu tanırsınız, tanıdığınız için sorgulamazsınız, saçma kız triplerine girip arkadaşlığınızı zedelemezsiniz. Zaten o asla bilerek ve isteyerek sizi rencide etmez. O anda derdi siz değilsinizdir yani. Ama dürüst olacaksınız ona, bozulduğunuz bir şey varsa kuruntu yapmayacaksınız. Açık açık söyleyeceksiniz 'Sen böyle böyle yaptın, böyle böyle dedin' diye. Cümlelerinin altında gizli anlamlar aramayacaksınız, bunu siz yapmayacaksınız en azından. Ne düşünüyorsa söylecek zaten o size.

Dedim ya, diğer kızlar gibi değildir Aylo. Bildiğimiz ölümüne kankit olan kızlar gibi, sizi pohpohlamaz o. Kıyafetinizi beğenmediyse, 'Git değiştir' der, saçınızı beğenmediyse 'Ay ne çirkin olmuşun' der. Herhangi bir konuda yanlış yapıyorsanız çekinmeden nerde yanlış yaptığınızı söyler. Cümlelerini yumuşatmak için kulp bulmaya çalışmaz. Onun arkadaşlığını/dostluğunu herkes kaldıramaz. Yapamaz yani.

Sonra Aylo, kabul etmez onu üzen olayların varlığını. Zordur 'Evet abi üzüldüm koydu baya' dedirtmek, arkadaşlığınızda o noktaya getirtmek. O hep güçlüdür. Bir olay hakkında 2 saat konuşup, 'Yok abi üzülmedim, ne üzülcem' der. Ama gözlerinden anlayacaksınız neye üzülüp üzülmediğini. 'Hyr Aylo üzüldün aslında' dediğinizde susuyorsa, evet o sizin dostunuzdur artık.

Çoğu zaman yanlış anlaşılır Aylo insanlar tarafından kadın/erkek. Kendini anlatmaya bile çalışmaz. Öyle bir derdi yoktur insanlar beni anlasınlar diye. 'Sadece siz anlayın' yeterdir onun için. Öyle çok sosyal bir insanda değildir. Sevmez insanların günlük samimiyet oyunlarıyla uğraşmayı. Yeni insanlarla aynı ortama girdiğinde, susar konuşmaz gözlemler. Herkes gittikten sonra yorum yapar insanlar hakkında. Genellikle doğru çıkar. Hatta onu yeteri kadar tanıyorsanız, yeni insanlarla aynı ortama girdiğinde onu incelemek inanılmaz bir eğlencedir. Hani gözlerinizle anlaşmak vardır ya, ona baktığınızı yakaladığında gülümser, çünkü ne düşündüğünü çok iyi bilirsiniz. Bazen kendinizi kontrol edemez kahkahalarla da gülersiniz. Kimse anlamaz. Deli derler. Desinler.

Hisleri kuvvetlidir Aylonun. Bazen Topikle karşımıza alırız onu sorular sorarız. Hayatımızla ilgili olan şeylerde ne hissettiğini ne düşündüğünü sorarız. Genellikle doğru çıkar tahminleri. Benim için sadece 1 kere yanıldı şimdiye kadar. Erkek arkadaşımla benim için 'Sizden bi bok olmaz' demişti zamanında. Ben üzülüp bunu erkek arkadaşıma söylemiştim. O da 'O kendine baksın' demişti. Sonra ben bu olayı Aylo'ya anlattığımda, bak haksız çıktın dediğimde 'Ne biliyorsun belki ben öyle söylediğim ve o bunu öğrendiği için yoluna girmiştir bazı şeyler. Belki o yüzden toparlamıştır kendini çocuk' demişti. İşte böyle de bir bakış açısı vardır. Farketmediğiniz noktaları yakalar. Hem onun haksız olduğuna şahit olmanız, baya ender rastlanan bir şeydir.

Ayloo çok monoton gözükür dışardan. Fakat bazen bir dediği, diğerini tutmaz. Bugün sevmiyorum der yarın aşığım. Böyle de belli olmaz duygularının onu nereye götüreceği. 'Şöyle şöyle olacak' dersin. 'Hayır kesinlikle olmayacak' der. Olunca 'bak oldu' dersin, güler 'Ne bilim abi ben ya'

Çok ciddi bir yazı oldu. Daha eğlenceli anlarımız, nefessiz kaldığımız zamanlarımız da var. Fakat şaklabanlıklarımla daha eğlenceli bir yazı haline getirmeye çalışmayacağım bu yazıyı. Çünkü Aylo anlayacak. Yazıdan ciddiyet aksa bile o görecek samimiyetimi. Bana 'Yeter' olan tek şey de bu zaten.

Ortak Şiir

Sevgili Hero, ile ortaklaşa şiir yazma olayına girdik gece gece. Hiç tahmin etmezdim, birbirini tanımayan iki insanın bu bütünlüğü yakalayabilceğine. Ama oldu gibi sanki. Asla Hero kadar güzel şiir yazamam orası ayrı ama, onun ve sizin affınıza sığınarak paylaşıyım efenim.


İNKAR
Bu ten bana ait değil,
Dokunduklarına benzetme,
Bu ruh sana ait değil...
Boşuna bakmasın gözlerin,
Bu gözler bize ait değil... (Hero)

Seveceğime inanma,
Bu kalp benim değil.
Hemen inanma,
Bu sözler ben değil.
Fotoğraflarla avutma kendini
Anılar bizim değil......(Firste)

Yarını boşver,
Bir gelecek varsada,
Bize değil...
Susmasın dudakların,
Susamış olsamda,
Bu dudaklar bizim değil...(Hero)

Kurulama saçlarını boşuna
Islandığın yağmurlar
Gökten değil.
Ayılmaya uğraşma yok yere
Zihnindeki şarhoşluk
Şaraptan değil...(Firste)

Bir kadeh kalbime batmış,
Korkma ,
Ellerin kanda değil..
Yine üzerimde geçmiş,
Yıllanmışlığım var..
Senden değil...(Hero)

Duman var yüreğimde
Ateşi senden değil.
Sayıkladığım isim
Alınma senin değil.
Karanlık kırgınlığım
Merak etme sen değil...(Firste)

Ve aslında bir biz var,
Bu dünyada değil...(Hero)


Evet bu son bitiriş cümlesi sanırım satırlarda anlatılmak istenene son noktayı koyuyor. Firste kaçar, Hero kaçar.

6 Şubat 2011 Pazar

Denizkızı

Tükenmişlik çökmüş üstüme, gözlerimdeki mutluluk ise, en büyük çelişkim.
25 saatlik uykular yeter mi 1 günü yok saymaya?
Varlığını yaşamayadığım gün, kayıp mıdır?
Denizkızıydım rüyamda, ahtapotlardan korkan, bir elinde kadehi.
Sonra bir deprem oldu, binalar yıkıldı, sokağa dökülenler vuruldu.
Ve ben bütün korkunç görüntülere rağmen, uyanmak istemedim.
Bilinçaltındaki kaosu, hiç bir şeyi/kimseyi kucaklamadığım gibi kucakladım.
Ordaki karmaşa, gerçek hayatın karmaşasından çok daha kolaydı.
Çünkü kontrol bende biliyordum, istediğim zaman uyanırım.
Kontrol edemediğim hayatıma inat.
Sonunda belki yoluna giriyordur bu deli aklım.
Belki ben farkedemiyorum daha.
İçtikten sonra, hep pişman olurdum ben eskiden, pişman olacağım şeyler yapardım.
İlk defa pişman olmadan kapadım gözlerimi huzurla.
Ondan önce kendime gösterdim belki de.
Sevdiğimde nasıl bir insan olduğumu.
Sevildiğimde nasıl bir insan olduğumu.
Her anı tekrar tekrar yaşadım, yanlış olan bir ayrıntı var mı diye
Bulamadım.
Ondan çok ben kendim şaşırdım.
Deliyim çünkü ben, kendimi her fırsatta sabote ederim.
Etmedim bu sefer.
İstemedim bile.
Zorlanmadım, güvenilir olurken.
Buymuş belki de beni kendime getirecek şey.
Ya da kendimi sabote etmemi, butun mutluluklarımı kaçışlarla bozmamı engelleyecek olan.
Denizkızıydım rüyamda, ahtapotlar yüzünden kendini denize atmaya korkan.
Tek derdim, 'Beni böyle de kabul eder mi?'
Sevdiğim adam..
Aşk bunu yapar.
Sizi değiştirir.
Önceki halinizi, zorla da olsa kabul eden, geçirdiğiniz değişime inanır mı?
Denizkızıyken, sadece onun ne düşüneceğini merak ediyor oluşunuza inanır mı?
Ya da siz kendi geçirmekte olduğunuz değişime inanır mısınız?
Belki de bu değişim artık beni tanımlayan.
Dürüst, sadık, en ufak eğlencesini bile yanında olmayanla paylaşmaya çalışan..
Denizkızıydım rüyamda, yaşadığım ruhsal değişimin somut hali.
Denizkızları iyiliği simgeler masallarda.
Rüyalarda ise hayalkırıklığını simgelermiş.
En çok sevdiği anda terkedilir insan.
O binalar yıkılırken, zihnimde panik zilleri çalmasına neden olan tek isim, kanıtlayacak bana tersini umarım.
Çünkü ben kanıtladım kendimi.
Denizkızıydım rüyamda.

4 Şubat 2011 Cuma

Manyak Manyak Konuşmayın!


Susucam diorum, medyanın kölesi olmıcam diorum, ama olmuo susamıyorum!
 
Ölümden öte köy yok, ölmüş gitmiş bitmiş olay. Hastaneye kaldırılsa, çıkınca kendini savunacak durumda olsa -yinede eleştirmek kimseye düşmez- tamam bi derece namus bekçiliği yapın. Sanki o adam(H.U) her gece tek gecelik hatunlarla yatıp kalkmıo..., çok afedersiniz p..z..klik yapmıo sonra yok 2 senelik anne, evli barklı kadın ne işi var orda, su testisi yol mol ..oh olsun ölmüş demediği kaldı bi insanların. Hakkaten bir erkek hatun peşinde ölünce, o adam evli barklı adam, çocuk babası olmuo dimi? O adamın söylediklerinin doğru olduğu ne malum? Orda mıydınız da böle yok o haklı bu haklı die konuşuosunuz? Nan bu ülkedeki evli, bekar bir çok insan gece dışarı çıktığında 'Bu gece kimi düşürsem acaba?' diye çıkıo.Ölmüolar die onlar çok mu namuslu? Sanki kimse kimseyi aldatmıo, kimse ilk tanıştığı insanla eve otele gitmio dimi? Karabulut içinde 'Erkek arkadaşının evinde ne işi var? Töbe Töbe' diyenler çıkmıştı. Kafayı mı yediniz abi siz? Neyi tartışıosunuz, ölmüş lan işte, ölmüş. Manyak manyak konuşmayın insanın asabını bozmayın. Millete o haklı bu haklı demeden önce, insanlığınızı hatırlayın biraz!
 
Hadi şimdi hepiniz namusunuzla ölün, ben dua ederim arkanızdan! (Ünlem)
Aman bide evlenmeden önce de sex yapmayın, hatta evlendikten sonra da yapmayında çoğalmayın daha fazla!(Ünlem)

Ewlen Kız Bemle!

Son zamanlarda yazdığım yazıların ne kadarda günlük kıvamında olduğunu farkettim şu anda. Eskiden daha farklı yazılarım olurdu. Genellemeler, sosyal içerikler, duygular olurdu yazılarımda. Şiirde yazardım eskiden. Artık pek yazamıyorum şiir. Eskiden bilgisayarımda, blogta paylaşmadığım yazılarda olurdu. Şimdilerde sadece burdakilerden ibaretim.Paragraflar birbirinden bağımsız günlük olaylarla ilgili. 'Drama Queenn' olmayı severdim. Hala öyleyim aslında ama sanırım yazılarımın bu kadar kendimle ve günlük hayatımla ilgili olması, üstüme çöken asosyalliğimle ilgili. Duygularımı şahlandıracak bir olay yaşamıyor oluşumla ilgili.

Lakin dün yine bir dizi izlerken, kafama takılan bir konu oldu. Evlilik meselesiyle ilgili. Şimdi düşünün 2 insanın nasıl hayatını birleştirmeye karar verdiğini. Genellikle erkek hazır olduğunda, kadına evlenme teklifi eder. Kadın kabul eder evlenirler. kabul etmezse ayrılırlar. Ama kimse düşünmez, o kadının evliliğe hazır olup olmadığını. Daha duygusal ve ayrıntılı düşünen varlıklar olduğumuzdan yola çıkarak, kadınların evliliğe doğdukları andan itibaren hazır olduğu düşünülür. Sevgilisinden evlenme teklifi almış bir kadının, 'Ben daha evliliğe hazır değilim, böyle sevgili olarak kalsak olmaz mı?' deme hakkı yoktur. Hiç bir erkek bunu kaldıramaz. 'Ben hazırsam, o da hazır olmalı' düşüncesine sahiptir erkekler, ve eğer bir kadın bu cümleyi kurarsa, muhtemelen o ilişki biter. Kim bilir kaç tane ilişki bitmiştir, zamanından önce edilen evlilik teklifleri yüzünden. Oysaki bir kadın, yuva kurmaya, kariyer sahibi olsa bile bir adamın sorumluluğunu almaya, ona yemek yapmaya, evi temizlemeye ve günlük hayatın ayrıntılarıyla sadece kendi için değil, kocası için de uğraşmaya her zaman hazır olmalıdır. Kadın kısmının hazır olmamaya hakkı yoktur. Hem hep kadınlar hayal kurmalıdır, her sevgilisiyle evlendiğini düşünmelidir. Daha ilişkinin ilk ayında bile çocuklarına isim seçmelidir kadın. Hayatta rolumuz hep bu sanılır. Hem sonra evlilik hep erkekler için bir kafes olarak düşünülür. Kadınlarında aynı şeylerden vazgeçtiği kimsenin aklının ucundan geçmez.

Yakın arkadaşlarımın sevgilileri, ve benimde sevgilim olmak üzere, gençlik arasında sevgiliye yapılan şakalar genellikle hep bu düşüncelerden çıkar. Ben çok şahit oldum, erkeklerin sevgililerine, 'Düğününüze geliriz artık' şakasını yaptığına. Bence büyük terbiyesizlik. Erkek arkadaşımda yapmıştı bunu bana zamanında. Tepki göstermiştim. Tepkime karşılık olarak ise 'Her erkek arkadaşınızla evleneceğinizi düşünmekten vazgeçin artık' olmuştu. Kadınlar hep bunu düşünür sanırlar çünkü. Bende 'Her erkek arkadaşımızla evleneceğimizi düşünmüyoruz tabiki, ama kimsenin karşısına geçipte 'Biz seninle takılıyoruz ya, evlenmeyi düşünmüyorum seninle ama iyi böyle ya!' düşüncesini içeren şakalar(!) yapmıyoruz' demiştim. 'E o zaman siz de yapın' olmuştu bana verilen cevap. Gülüp geçmiştim yine. 'Evlilik' konusuyla ilgili konuşuyor olmak bile beni rahatsız etmişti açıkcası. Daha hazır olmadığım, düşünmeye bile en az 3-4 senemin olduğu bir konu hakkında, baştan 'Her kadın evliliğe hazırdır' yaftasıyla etiketlendiğim bu konuşmada zaten 1-0 yeniktim.

Sanırım kadın milletinin bu konudaki erkeklerden ayrılan farklılığı, bizim düşüncelerimizi çok daha iyi saklıyor oluşumuz. 'Hazır olmama' düşüncesine sahip olabileceğimizi göstersek belki böyle olmayacak. Ama bir kadın hazır olup olmadığını, karşısındakine türlü şakalarla anlatmaya çalışmaz. En azından bu benim için öyle. Hazır değilse, değildir, ama bunu zamansız gelen evlilik teklifinden önce belli etmez. O teklif edilir, cevap 'hayır' ise biter o ilişki. Aslında ne kadar da basit değilmi?

Neyse, bunlara nerden geldim bilmiyorum. Birazdan maskemi takıp okula gideceğim. Bitirme projemle ilgili yapmam gereken şeyler var. Hocayla konuşacağım, bana naptın diye soracak. Hiç bir şey yapmadığımı söyleyeceğimi bilerek gidiyorum odasına. Desemki 'Hocam gelmeden önce oturdum, evlilikle ilgili düşüncelerimi yazdım. İşte budur yaptığım şey' desem, pek hoş başlanmaz sanırım görüşmeye. Ama komik olur orası ayrı.

(başlığı bilerek öyle yazdım, yazım hatası yok!)